İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.

19 Mart 2013 Salı

Yaprak…




İnan Yabancısı değilim düşe kalka devam eden yara bere içinde ki hayatın. Ve senin bildiğin tüm kâinatı saran o kan revan içinde büyüyen sevdanın. Üzüntü ve kederle avunarak geçen hayatın bedelini çok ağır ödedim. Acının rengini; düşlerin o buruk sararan yapraklar gibi savruluşlarını…
Kendimi o yapraklara benzetirim benim gibi çaresiz, sebepsiz ayrılır sıkıca tutunduğu yerden vakitsizdir benim gibi ayrılıkları.
Yaprak dalda hayat bulur, insan sevdiğinde. Yaprak yeşerdiği dala sıkıca tutunur insan yüreğinde kine. Yaprak bir asi bir rüzgâra yenilir, insan yaşananlara. Yaprak sicim bir yağmura teslim olur, insan gözyaşlarına. Yaprak son bahara razı gelir, insan kaderine.
İşte bu yüzden o yapraklara benzetirim kendimi.
Yitik bir öyküydü benim öyküm sen o yaşananların, acılarımın ve gözyaşlarımın izlerini ararken öykümde bir solukluk rüzgârda savrulabileceğimi unutma…
Neden mi?
Sen dalımsın, ben ise yaprak…

21 Şubat 2013 Perşembe

Hayattan Paragraflar

zarfı açtığında beni unutma.

Hadi gel. Diyor. Hiç kimseye anlatmadığım  yaşamaya korktuğum o masum düşlerim. Hazırlıksız  yakalanmıştım  bu davete, o kadar ince ince sızlayan  yüreğimin ve hep nemli olmasına alıştığım gözlerim bir türlü  kabullenememişti  bu daveti.
Yorgunum…
Bir kendi nefsim birde dışarıdaki hayat derken artık yorulduğumu hissedebiliyorum. Yaşanmışlık zamanla farkında olmadan bitap düşürüyor, zemheri ayazında kalan ve düşüncelere mukabil bir yaşamdan arta kalanlarla birde gayri ihtiyarı seyyah olup ta düşülen sevda sıratı, tavanda gözlerimin dikili kaldığı gece ile gündüzün harman ettiğim bir zaman tümcesindeyim…

Suskunum…
Bir sızı olur zamanla tüm vuslatta biriktirdiklerim ince sızı olur nakş ettiklerim benliğime yüreğime,  hiçbir kelime, hiçbir cümle topluluğu, hiçbir beyan, hiçbir şiir, hiçbir zan, hiçbir doktrin anlam yükleyemez kifayetsiz kalır; birkaç dostun tesellisi yaşanan mecburiyetlerin ikramiyesidir.

İşte bu yüzden suskunluğum bu yüzden sessizliğe mahkûm oluşum…

Kayboluşum…
Bir hışımla daldığım hayat önce düşüncelerimi sonra benliğimi çaldı sessizce. Ben, hazırlıksız yakalandım bu kaybolmuşluğa, bu hayata bir cevap ararken kaybolmuştum zifiri karanlıkta. Beni bu hale getirenler mi, yoksa getirmelerine izin verdiğim için kendime mi kızmalıyım bilmiyorum. Biliyor musun bizler kendimize olan inancı kaybettiğimizde içimizde ki kahramanın hikâyesinin de son bulduğunu çok sonra keşif ettim ve bir kahramanlık hikâyemin olmadığını öğrendim. Çünkü kaybolmuştum hayat kentinin sokaklarında.

Yok oluşum…
Yeni bir kelime ile anlatmaya çalıştığım hayatın bir sonu olduğunu unutmuştum. Nasıl bir yaşam telaşına düştüm neyin telaşındaydım inan bilmiyorum bir faili meçhul yaşamdan birkaç satırdan geriye bir şey bırakmayacağım. Nidalarla geldiğim dünyadan yok oluşum sesiz olacak içimde ki çığlıkları hüznü kimse duymayacak hayatımda eksiklerim oldu ne olur sen tamamla kapının kilidini değiştir, fasulye konservelerine diktiğim nergisleri unutma beni senden aldıklarımla değil sana eklediklerimle hatırla hayatın sana vereceği zarfı açtığında beni unutma.

                       

3 Ocak 2013 Perşembe

GÜNCE


Gerçek dediğimiz şeylerin hangisinin bir rüyadan öte olmadığını söyleyebilirsin. Kendi yaratığımız  bir hücrenin duvarlarını aşmak isterken, koşullanmalar, bir bilinmez ama aklın bize sunduğunu nimet sayarken ne yapabileceğini sorguladın mı hayatta. Kim kime dayatabilir ki nelerin ya da neyin gerçekliklerini, simyacılıktan öte bir hayatın ötesinde bir şeylerin var olduğunu.

Yaşadığımız her şeyi tek tek bir mim kimi o büyük gördüğümüz zihnimiz hatırlarken kim silebildi yaşadıklarına dair geçmişin o cam kırıkları gibi bedeninde tek tek yer eden yaraları insanlar bu var olanları silemediği gibi eski bir tozlu albüm gibi karıştırmaya devam eder.

 
Kabuk bağlayan yaraları yeni baştan kanatılır…

 Bu aralar suskunluğa ve sessizliğe ihtiyacım olduğunu hatırladım. Yaşamımda yer etmeye çalışan her şeyden  çatışmadan çekişmeden kendimle baş başa kalıp  sessiz bir yolculuğa  eski mevsim tadında bir hayata ihtiyacım olduğunu  kendi nefsimle arkadaş olmaya yüreğimin  yorgunluğunu bir tebessümle silmeye ihtiyacım var. Aslında senin gibi bir varlığım acıları hisseden  mutlu olan ağlayan, gözlerinde hayatın bıraktığı bir buruk bakışı ömür boyu taşıyan senden bir farkı olmayan bir insanım.

 Uzaktan bir çınar gibi görünsem de sana biliyorsun ki; çınarlar içlerinden çürür. Bende senin gibi gerçek olmayan bir şeyleri gerçekleştirmek için inat ediyorum; senin gibi iyileşmelerine izin vermiyorum o derin yaralarımın. Bende suçluyum sen, o ve diğerleri gibi elde edebileceğim ya da yok edebileceğim mutluluğumun bana ait olduğunu bildiğim halde kabul etmediğim için. Yarına parlayan gözlerim ve umutla bakıp bir adımı hesapsız ve delice atamadığım için.

Sabahları sessiz, nefessiz bir başına olmayı iyi bilirim.

 Tüm hayallerinin, umutlarının çalınması ne demek bilir misin?

Hayatta hiç bir beklentinin çıkarının olmadan usulca yaşamak hesapsız kitapsız bir ömür istemez mi insan yok edemediğin düşünceler, fikirler ve geçmişi faili meçhul bir katil olup öldürebilseydik

Ne güzel olurdu değil mi?

İtiraf ediyorum artık kendime yaşadığımı sandığım hayatın bir hayal olduğunu sıfatlarla yada iyelik ekleri ile bir bütün olduğumu. Sürekli özgürlüğüne dem vuran bir beden olduğumu kabul ediyorum artık, aklımın almadığı sorularda takıldığı mı kimi zaman yaralarımın yarattığı korkularda boğuluyorum

Her fırsatta düşünüyorum.

Yalnızlık mı beni bu kadar yoruyor yoksa düşlerim mi?

Hatırlatma!!!

Copyright © 2010-2023 Haktan Kalay

İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
Alıntılanan sadece yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.
Bu blogda yer alan tüm müzik, fotoğraf ve diğer telif hakkı içeren içerikler salt tanıtım amaçlıdır.

İletişim: Email




 
Google+